Merkez Han’ın Tarihçesi

Tanrının Kuzusu

Günümüzde ANAMED’in üçüncü katında sergilenmekte olan ‘Tanrının Kuzusu’ oyma taş paneli. Panelin üzerinde kazınmış olarak bulunan ‘B.D.’ harfleri Boğoz Düzyan’ın (1797-1871) isminin baş harfleridir.
Merkez Han’ın Tarihçesi

Pera’daki birçok tarihi yapı gibi Merkez Han’ın da tarihi gizemlerle doludur. Bunula beraber, Beyoğlu’nun 19. yüzyıl plan ve sigorta haritaları, ticari defterler, az sayıdaki görsel kaynak ile yapının inşa malzemesi ve teknikleri hep beraber değerlendirildiğinde Merkez Han şehrin bu en kozmopolit bölgesinin önemli bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Merkez Han ve İstiklal Caddesi’nin geçirdiği yapısal ve sosyo-kültürel değişimler son derece birbirine geçmiş durumdadır. Bir bakıma, bu yapının tarihi aynı zamanda Beyoğlu ve İstiklal Caddesi’nin tarihine de ışık tutmaktadır.

Günümüzde kısmen ANAMED’in yemekhanesi olarak kullanılan bölümün temelleri 1831 tarihli meşhur Pera yangınından eskiye tarihlenmektedir. Caddedeki yapıların çoğunun keresteden yapıldığı bu dönemde, az sayıdaki taş ve tuğla yapı önde gelen Osmanlı Levanten ya da gayrımüslim ailelerine ait olmuştur. Eski Merkez Han’ın büyük olasılıkla Ermeni Katolik Düzoğlu ya da Düzyan ailesinin konağı olduğu düşünülmektedir. 1819, bu aile ve konakları için oldukça talihsiz bir yıl olmuştur: izinsiz gizli bir şapele ev sahipliği yaptığına dair suçlamaları takiben binaya el konulmuştur. İlerleyen tarihlerde, Hıristiyanlara karşı güdülen politikaların daha liberal bir hal aldığı 1830’lu yıllarda, bina Düzoğlu ailesine geri verilmiş ve aralarında Mihran ve Boğos’un da bulunduğu aile fertlerinin itibarı onarılmıştır. Söz konusu ‘gizli’ şapelden geriye kalan tek parça oyma taştan ‘Tanrının Kuzusu’ panelidir ve ANAMED’in üçüncü katında sergilenmektedir. Panelde kazınmış olan ‘B.D.’ ailenin bir üyesi olan Boğos Düzyan’ın (1797-1871) isminin baş harfleridir. Bu kabartma aslen şapelde dekorasyon olarak, daha sonra da ailenin arması olarak kullanılmıştır.

Boğos Düzyan’ın ölümünden on yıl sonra, 1881’den itibaren bina İstanbul’da görev yapan diplomatlar ve üst düzey Osmanlı memurlarına hizmet eden bir kulüp olan Club de Spor Oriental’a (daha sonra Cercle d’Orient ve günümüzdeki Büyük Kulüp) ev sahipliği yapmıştır. 1883 ve 1890 yılları arasında bina Yunanistan Konsolosluğu olarak kullanılmıştır. 1898 ve 1901 tarihli ticari defterlere göre caddeye bakan dükkanlardan biri Kasap İlyas ve diğeri Muhallebici Ahmet Efendi tarafından işletilmiştir. 1901 yılında Cadde-i Kebir (‘Büyük Cadde’, şimdiki İstiklal Caddesi) genişletilirken caddedeki tüm diğer binalar gibi Düzoğlu konağına da esaslı değişiklikler yapılmıştır. 1898-1902 yılları arasında gerçekleştirilen bu yenileme döneminde binanın bir çeyreği yıkılmış, kat seviyeleri eklenmiş ve bina bahçe tarafına doğru genişletilmiştir. Bu son eklemeler sırasında binanın arka tarafına yeni bir merdiven inşa edilmiştir. Bina beş katlı tuğla bir yapı olan günümüzdeki formunu bu tarihlerde almıştır. Yenileme çalışmalarının bıraktığı izler duvarların dokusunda hala görülebilir durumdadır: İstiklal Caddesi’ne dikey olarak uzanan tuğla duvarın üzerinde bir zamanlar bulunan ve büyük olasılıkla ilk Düzyan konağının parçası olan kereste kirişlerin izleri görülebilmektedir. 1900 yılı civarında yapılan daha geç tarihli eklemeler daha büyük ve düzenli endüstriyel tuğlaları ile ayırd edilebilmektedirler.

Aslen sadece beş metre kadar bir genişliğe sahip olan Cadde-i Kebir söz konusu yenileme çalışmaları ile hemen hemen günümüzdeki genişliğine kavuşmuştur. 1904-5 tarihli belgelerde Düzoğlu konağının caddedeki diğer binalar ile aynı hizada olduğu görülebilmektedir. Kuvvetlendirme çalışmalarının bir parçası olarak ve aynı zamanda yüksekliği arttırmak amacı ile ‘Fransız tonozu’ olarak da bilinen demir l kiriş ve tuğla dizileri kereste kirişlerin yerini almıştır. Binanın beş katlı bir hale getirilmesi yapısal olarak kuvvetlendirilmesini gerekli kılmıştır. Bu çalışmaların izleri ikinci bir tonoz ya da kemer ile desteklenen kısımlarda ve alt kata döşenen yekpare mermer sütünlarda görülebilir.

1900 yılı civarındaki geniş çaplı mimari değişiklikleri takiben hala Düzoğlu ailesine ait olan bina Osmanlı İmparatorluğu’nın son yıllarındaki sosyo-kültürel gelişmelere daha uygun yeni bir işlev kazanmıştır. Bu çok katlı modern konak ticari bir Beyoğlu hanı haline gelmiş, Amerikan dikiş makinası üreticisi Singer Cooporation’a ev sahipliği yapmıştır. 1908 tarihli İkinci Meşrutiyet kutlamalarının tasvir edildiği bir kartpostalda Singer Corporation binasının cumba penceresinden sarkan Amerikan bayrağı görülmektedir. Bu kartpostal Cadde-i Kebir’in bir önceki yüzyıl boyunca geçirdiği büyük değişimi açıkça sergilemektedir. Dar bir sokak boyunca dizilmiş iki ya da üç katlı geleneksel Osmanlı yapıları geçmişte kalmış, yerlerini geniş bir cadde boyunca uzanan çok katlı hanlar ve apartıman blokları almıştır. Yeni cephesi ve işlevi ile ‘Singer Han’ 20. yüzyıl başındaki ticari Levanten yapılarının karakteristik özelliklerini sergilemektedir. Osmanlı mimari mirasını simgeleyen unsurların yanı sıra bina aynı zamanda yalın ve belirgin, Avrupa odaklı anlayıştan oldukça farklı bir klasisizmi temsil etmektedir. Cephenin belirgin özellikleri arsında bir dizi yarım daire biçimli kemer, cumba pencerelerini süsleyen dökme demir sütuncuklar ve duvarların kalınlığını ortaya çıkaran içerlek pencereler sayılabilir. Ayrıca, ilerleyen yıllarda pencerelerin üst ve giriş katlarında gruplandırılması daha modern bir tasarımın elde edilmesini sağlamıştır.

Dönemin Jön Türkler idaresi ile Singer Corporation arasındaki gergin ilişkilere karşın şirket Cumhuriyet döneminde de bu binada faaliyet göstermeye devam etmiştir. 1960 yılında Vehbi Koç tarafından satın alındığında artık ‘Merkez Han’ olarak bilinen bina için yeni bir dönem başlamıştır. Merkez Han, Vehbi Koç’un ticari faaliyetlerini Ankara’dan İstanbul’a taşımaya karar verdiği 1960’lı yıllarda satın alınan ilk binadır.

1961 yılında binayı ilk Koç Grubu şirketlerinden biri olan Gazsan Likid Gaz Ticaret ve Sanayi A.Ş. kullanmaya başlamıştır. Koç Holding’in icra komitesi eski başkanı Can Kıraç’ın sözleri ile bina “o dönemde harap durumda” dır. Bir dizi farklı şirkete ev sahipliği yaptıktan sonra 2005 yılında Merkez Han’ın Koç Üniversitesi için bir araştırma merkezine dönüştürülmesine karar verilmiştir. Yenileme çalışmaları sırasında 20. yüzyıl başında inşa edilmiş tarihi yapının korunması için büyük bir özen gösterilmiştir. Aynı yıl, binanın yapısal güçlendirme ve tadilat çalışmaları devam ederken Merkez Han’da akademik etkinlikler yapılmaya başlanmıştır. 2008 yılında VKV Projeler ve İnşaat Koordinasyon Ofisi tarafından yürütülen çalışmalar Mimarlar Odası’nın 11. Ulusal Yapı Dalı Başarı Ödülü’ne layık görülmüştür. Yapısal düzenleme çalışmaları binanın 2012 yılındaki resmi açılışına kadar devam etmiştir.

Merkez Han binasının tarihi Boğaziçi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Paolo Girardelli’nin araştırmasına dayanmaktadır.